DÜNYA

Taliban iktidarının ilk yılında Afganistan’da neler yaşandı?

Taliban iktidarının ilk yılında Afganistan'da neler yaşandı?

Taliban yönetiminin 11 Eylül saldırılarının faili terör örgütü El-Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin’i barındırdığı gerekçesiyle 2001’de Afganistan’ı işgal eden ABD, geçen yıl bugün son askerini de çekerek Afganistan’dan ayrıldı.
Batılı devletlerin maddi desteğini çekmesiyle Afganistan’da yaşanan ekonomik ve insani kriz derinleşti. Taliban yönetimi hiçbir ülke tarafından tanınmazken, özellikle kadınlar ve kız çocuklara yönelik hak ihlalleri yoğun tepkiler aldı.İşte Afganistan’da Taliban iktidarının ilk yılında yaşanan olaylar…

Taliban yönetimi altındaki Afganistan’da ABD’siz bir yıl sona ererken, uluslararası toplumun büyük oranda terk ettiği ülke, derinleşen ekonomik ve insani krizle karşı karşıya kaldı.
ABD ile birlikte NATO’ya bağlı tüm güçler de Afganistan’ı terk ederken, bu ülkelerin büyük çoğunluğu başkent Kabil’deki diplomatik misyonlarını da geri çekti.
Askeri güçler ve yabancı misyonlar ile beraber binlerce Afgan da tahliye sürecinde Afganistan’ı terk etti. Tahliye işlemleri devam ederken Kabil Havalimanı’nda terör örgütü DAEŞ’in bombalı saldırısında 180’den fazla insan hayatını kaybederken, 13 ABD askeri de yaşamını yitirdi.
26 Ağustos 2022’de söz konusu patlamada hayatını kaybeden askerleri anan ABD Başkanı Joe Biden, mesajında işgal boyunca toplamda 2 bin 261 ABD askerinin hayatını kaybettiğini belirtti.
Son bir yılda kaderine terk edilen Afganistan’da Taliban yönetimini şu ana kadar resmen tanıyan herhangi bir devlet olmazken, ülke ekonomisi de içinden çıkılamaz bir hal aldı.
El Kaide’nin 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerine düzenlendiği terör saldırılarının ardından ABD, 7 Ekim 2001’de Afganistan’da “Sürekli Özgürlük Operasyonu” adını verdiği işgal harekatına başladı.ABD öncülüğündeki koalisyon ve “Kuzey İttifakı” çatısı altındaki Afgan destekçileri, birbiri ardına büyük vilayetleri ele geçirdi.
Taliban yönetimi devrilirken, bir süre sonra Afganistan’ı yönetecek geçici bir hükümet kuruldu. Taliban ve El Kaide’nin üst düzey mensupları ise ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Ancak, kısa bir süre sonra yeniden organize olan Taliban, ABD ve çoğunluğunu NATO ülkelerinin oluşturduğu Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) ile yeni kurulan Afgan merkezi hükümetine karşı gerilla savaşı başlattı.
Kırsal bölgelerde pusu ve gerilla baskınları, kentlerde ise intihar eylemleri düzenleyen Taliban, 2006’tan itibaren yeniden ülkede belli bölgelerde kontrolü sağlamaya başladı.
Uluslararası koalisyon güçleri, Afganistan merkezi hükümetine bağlı ordunun Taliban’a karşı savaşabileceği düşüncesi ile 28 Aralık 2014’te ISAF operasyonlarını resmi olarak sonlandırırken tüm güvenlik sorumluluğunu Afgan hükümetine devretti. Aynı gün Sürekli Özgürlük Operasyonu’nun devamı niteliğinde NATO öncülüğünde Kararlı Destek Operasyonu’nun başladığı duyuruldu.
Ülkede merkezi hükümete bağlı güçler güvenliği sağlamada başarı sağlayamazken, çekilme planı başarısız oldu. Ülkede çatışmalar sürerken Taliban eylemlerine devam etti.
Afganistan’daki çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesi hedefiyle ABD ile Taliban arasında 29 Şubat 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da bir barış anlaşması imzalandı.Söz konusu anlaşma ile Taliban, ABD öncülüğündeki NATO birliklerine saldırmama ve Afganistan topraklarının terörist faaliyetler için kullanılmayacağına yönelik taahhütlerde bulundu. Anlaşma ayrıca, Taliban ile Afganistan hükümeti arasındaki sorunların barışçıl yollarla çözülmesi için taraflar arasında müzakereleri başlattı.
Ancak, barış görüşmeleri sonuçsuz kalınca Taliban, geçen yılın yaz aylarında saldırılarını şehir merkezlerine yoğunlaştırdı. Birbiri ardına şehirleri ele geçiren Taliban, bu süreçte Afganistan ordusunun ciddi bir direnişi ile de karşılaşmadı.Nihayetinde, Taliban’ın geçen yıl 15 Ağustos’ta başkent Kabil’i de hakimiyeti altına alması Afganistan’da yeni bir dönemi başlattı.
İktidara geldiği ilk andan itibaren yönetiminin uluslararası tanınmasını talep eden Taliban’ın çabaları sonuçsuz kaldı. Taliban yönetimi, insan hakları ihlalleri ile sağlık, eğitim, ekonomi, tarım gibi pek çok alanda son derece önemli sorunlarla karşılaştı.
El-Kaide kurucusu Usame Bin Ladin’in halefi Eymen ez-Zevahiri, 31 Temmuz’da Kabil’in merkezinde ABD’nin İnsansız Hava Aracı (İHA) ile öldürülmesi dünyada şaşkınlıkla karşılandı.
 Zira, Taliban ile ABD arasında imzalanan Doha Anlaşması, Taliban’ın ABD ve müttefiklerine tehdit oluşturacak kişi ya da grupların Afganistan’da barınmasına izin vermemeyi de öngörüyordu.
 Taliban söz konusu saldırıyı kınadı ve ez-Zevahiri’nin Afganistan’daki varlığından haberlerinin olmadığını, Biden’ın “iddiasının” araştırıldığını duyurdu. Taliban ve ABD, birbirlerini Doha Anlaşması’nı ihlal etmekle suçladı.
 Söz konusu saldırıyla dünyanın gözü Taliban ve El-Kaide ilişkisinin ne boyutta olduğuna çevrildi. Bu nedenle, ez-Zevahiri’nin ölümünün, ilerleyen günlerde ABD’nin Taliban yönetimine bakışını nasıl şekillendireceği, merak konusu olmaya başladı.
Taliban yetkilileri, ilk günden itibaren, Afganistan topraklarının hiçbir ülke için tehdit oluşturmasına izin vermeyeceklerini, tüm ülkelerle iyi diplomatik ilişkiler geliştirmek istediklerini ve kuracakları yönetimin Afganistan’daki tüm kesimleri kapsayacağını, ayrıca önceki hükümetin tüm çalışanları için genel af ilan ettiklerini ve başta kadınlar olmak üzere tüm çalışanların görevlerine devam edebileceğini belirtti.
 
Başta Batılı ülkeler olmak üzere neredeyse tüm hükümetler, Taliban yönetimini resmen tanımaları ya da iyi ilişkiler geliştirmeleri için Afganistan’da tüm kesimleri temsil eden kapsamlı bir hükümetin kurulmasını ve insan haklarına saygı gösterilmesini şart koştu.
İlan ettiği geçici hükümetin Afganistan’daki tüm kesimleri temsil ettiğini savunan Taliban, heyetler gönderdiği Norveç, İsviçre, Türkiye, Çin, Katar, Rusya, Pakistan ve Özbekistan gibi birçok ülkede diplomatik temaslarda bulunarak yönetiminin resmen tanınmasını istedi.
 Ancak Taliban’ın geçici hükümetini hiçbir devlet tanımadı. Kabil’deki büyükelçiliklerini kapatarak Afganistan’ı terk eden ülkelerin büyük kısmı geri dönmezken Taliban’ın, Afganistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi olarak aday gösterdiği Süheyl Şahin’in New York’ta temsiliyeti de kabul görmedi.
Taliban yönetimi altında son bir yılda, binlerce kadın gerek hükümet kurumları gerek özel sektördeki işlerinden çıkarıldı ya da işten ayrılmaya zorlandı. Ülkede şu an sadece hastaneler, okullar, emniyet birimleri ve havaalanları gibi zorunlu ihtiyaç duyulan alanlarda çok az sayıda kadın çalışabiliyor.

Ayrıca, kızların ortaokul ve lise kademelerindeki devlet okullarına gitmesine de ülkenin çok büyük bir kesiminde izin verilmiş değil. Halihazırda ilkokul ve üniversitelere devam edebilen Afgan kızların ortaokul ve liseye gitmeleri yasak.
Üniversitelerde sınıflar cinsiyete göre ayrılırken kadınların bir yakınları olmadan uzun yolculuklara çıkmaması uygulaması da getirildi.
Kadın İşleri Bakanlığı kabineden çıkartılıp ve yerine İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı kuruldu.
Söz konusu bakanlık, daha sonra kadınların özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı adımları hayata geçirdi.
Tüm bunlara ek olarak, İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı mayıs ayında duyurduğu bir kararla, Afgan kadınlarına örtünme zorunluluğu getirdi. Kararda, “izzeti ve onurunun” korunması için kadınların çarşaf ya da burka giymeleri şart koşuldu.

Kadınların, namahrem biriyle karşılaştığında sadece gözleri açık kalacak şekilde yüzlerini örtmesi istendi. Kurallara uymayanların önce uyarılacağı sonra işten atılacağı, yine uyulmaması halinde babaları ya da eşlerinin hapse atılacağı belirtildi.
Ayrıca, televizyon kanallarına gönderilen bir talimatnameyle tüm kadın spikerler peçe takarak haberleri sunmaya başladı.
Öte yandan, medya alanında da büyük kısıtlamalar getirilerek ifade ve basın özgürlüğü sınırlandırıldı. Yüzlerce medya organı kapanmak zorunda kalırken yine binlerce medya çalışanı işsiz kaldı.
Söz konusu gelişmeler, pek çok uluslararası kurum ve ülkeden ciddi boyutlarda tepki çekti.
Taliban’ın, iktidarı şiddet kullanarak ele geçirmesi bir anlamda tüm Afganistan’ın cezalandırılmasıyla sonuçlandı.Taliban öncesi Afgan yönetiminin bütçesinin üçte ikiden fazlasını fonlayan Batılılar, tüm yardımlarını kesti. Çoğu uluslararası kurum ve kuruluş ülkeden ayrıldı.
Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve ABD Merkez Bankası da Afganistan’ın uluslararası fonlara erişimini keserken ABD, Taliban’ın Kabil’e girişinden iki gün sonra, 17 Ağustos’ta, daha sonra bir kısmı serbest bırakılacak olan Afganistan Merkez Bankası’nın yaklaşık 10 milyar dolarlık rezervini de dondurdu.
Taliban’ın yönetime geldiği süreçte yaşanan çatışmalar ve yönetim değişikliği korkusuyla ilk etapta İran ve Türkiye’ye göç dalgası arttı. Bunların arasında eski yönetimin askerleri, gazeteciler, insan hakları ve sivil toplum aktivistleri gibi ülkenin elit kesimlerine mensup kişiler de vardı.Taliban, halka ve eski elitlere mal ve can güvenliklerini koruma sözü vererek göçü yavaşlattı. Ülkeden kaçanlar için güvenli geriş dönüş ve yaşam güvencesi verdi. Ancak 2020’deki gibi olmasa da Afganistan’dan göç devam ediyor.
Taliban’ın yönetime gelmesiyle Afganistan’da güvenlik büyük ölçüde sağlandı. Ancak, özellikle DAEŞ’in, başta Afgan Şiiler olmak üzere sivilleri ve Taliban mensuplarını hedef alan eylemleri durmadı.Son 1 yılda ülke genelinde 100’den fazla bombalı ve silahlı saldırı düzenlendi. Bu saldırıların çoğunu DaeŞ üstlenirken saldırılarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti.Özellikle Kandahar, Kabil, Kunduz, Mezar-ı Şerif ve çeşitli vilayetlerde Şii camilerinde cuma namazları sırasında DAEŞ’in düzenlediği saldırılarda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi.
Eski ordu mensuplarının da desteklediği ve büyük çoğunluğunu Taciklerin oluşturduğu Ahmed Mesud liderliğindeki Afganistan Ulusal Direniş Cephesi, nüfus olarak çoğunluğunu Taciklerin oluşturduğu Pençşir ve Pervan gibi şehirlerde Taliban’a karşı direnmeye başladı.Taraflar arasında yürütülen müzakereler sonuçsuz kalınca çatışmalar zaman zaman şiddetlendi. Direniş Cephesi, saldırılarında Taliban’a ağır kayıplar verdirdiğini savunurken Taliban ise çatışmaları birçok defa inkar ederek bu bölgelerde herhangi bir güvenlik açığının olmadığını savundu. Söz konusu bölgelere basının girmesine halen izin verilmiyor.


Kaynak: NTV

Başa dön tuşu